Salem Tanıtım

Tarihin en büyük toplu histerilerinden biri olarak tabir edilen ve 17. asırda sonsuz insanın ölümüne sebep olan Salem Cadı Avı bir devre draması olarak 20 Nisan itibariyle televizyonlarda konumunu aldı. Tabii size tarihin bir yansımasının sözünü veremem. WGN America’nın ilk orijinal senaryolu yapımı olacak Salem’in içeriğine bakınca sizler de ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

WGN endeksin hususunu ” 17. asırda Salem, Massachusetts’te yaşanan ve cadı mahkemelerine sebep olan hadiseleri anlatan dizi, bunun yanı sıra amerikan tarihinin bu devresininin ardında yatan karanlık ve tabiatüstü gerçeklere de ışık tutacak. Salem’de cadılar gerçek ancak onlar ne göründükleri ne de ön görü edildikleri gibi değil.” diyerek açıklıyor.

Dizi ilk seksiyonü ile bu tarifi çoğuyla karşıladı. Şimdilik izlememiş olanlar için keyif kaçırmayalım yalnız diziden neler bekleyebileceğinizi ya da beklememeniz gerekliliğini bildirime çalışayım.

İlk olarak bu cadı dizisi, son devresinin yıldızı parlayan gençlik dizilerinden değil. Eğer The Vampire Diaries ya da The Secret Circle tisminde cadılar arıyorsanız, Salem hatalı bir adres olabilir. Hatta bana sorarsanız televizyona gelmiş en karanlık cadı öyküsü ile karşı karşıya kalabiliriz. (Bunu AHS: Coven’ı tenzih ederek söylemiş olalım.)

Madem Salem’in ne olmadığından başladık, devam edelim. Salem umut dolu dizilerden değil. Hani ne olursa olsun insanlığı ve insanlığınızı kurtarabildiğiniz, umut veren diziler bulunmaktadır. Bu tarzün insanın egosuyla direkt olarak bağı bulunduğunu düşünen benim gibi izleyiciler için Salem’in muhabereta her yol mübah anlayışının daha dikkat çekici olduğuna inanıyorum. Anlaşıldığı üzere, daha ilk seksiyonüyle tarihi bize bambaşka açılardan anlatmayı vaat etmiş bir dizi ile baş kafayayız.

Cadı avı ve mahkemelerinin dini inanışın bir parçası bulunduğu 17. asırda geride bıraktığımız dizi, Amerikalı izleyicilerin fazladan bildikleri üstünden giderek sürprizlere yer verse de, bizler gibi bu tarihe yabancı olanların tanımlamakta kuvvetlik çekecekleri bir zalimliğe de ev sahipliği yapıyor. Kuzey Amerika’daki bu cadı avının ardında, tabiatüstü güçlerin bütününün karanlık ve şeytani bulunduğuna inanan ve tabiatüzerine inanmamayı Allah’ya küfür kabul eden bir dini yaklaşımın olduğunu belirtmek bu yönden faydalı olabilir.

Salem’de olan bitenin koca bir koloniyi tesirlemesi ve anında her şeyde tabiatüstü bir bahane meydana konulması mevzunun çoğu değişik yönden incelenmesini sağlayabilir. Kuşkusuz politik, ulusal ve dini sebepleri tek tek araştırmak gerek yalnız dizimize geri dönersek, dizi bize şuanlık yalnızca güçlü bir dini terbiye örgüsü sunmakta. Sert kurallara sahip bir toplumda açıklanması güç hadiselerin korkuyu tetiklemesi ve insanları birbirine düşürmesi tarihin her devresininde karşılaşılan bir gerçek. Salem’de de işler değişik değil yalnız ilk seksiyon bittiğinde kendinizi izlemeyi umduğunuz dünyadan ayrı düştüğünüze dair histen kurtaramıyorsunuz.

Yine içerisinde geçtiği devresinin bir yan tesiri olarak izleyicinin son derece seksist bir dünyaya girdiğini manayası zaman almıyor. Zaman vakit izleyici bütün bu cadı avının gerçekten yalnızca özgür kadınları kovalamanın bir aracı olup olmadığını merak ediyor. Fakat durumu hazırda herkezin bildiği sebeplerle dikkatlenmeyen Salem bizlere pek de sevimli olmayan gerçek cadılar sunuyor. Dizilerin yalnızca hayal kuvvetinden ibaret bulunduğuna inanmasam, bütün bu öyküye kadınlardan pek çekmiş bir erkeğin hezeyanları olarak yaklaşabilirim. Ama seksiyonün gelişen anlarında bu kurammin de yan yattığını görebilirsiniz.

Bir cevap yazın