The Leftovers İnceleme

Buram buram bunaldığımız bu yaz aylarında HBO‘nun tanıtımlarını bolca yaptığı yeni dizisi The Leftovers izleyici ile icattu. Tom Perrotta‘nın aynı adı taşıyan Romhemenn uyarlanan dizi, bilinmeyen bir sebepten ötürü aniden bire ortadan kaybedilen milyonlarca insan ile onların geride bıraktığı aileleri ve yakınlarını mevzu ediniyor. 29 Haziran’da ilk seksiyonü yayınlanan endeksin birinci sezonu on bölgeden oluşacak.

Bütün Dünya çapında nüfusun çok ciddi bir rakamının sırra kadem bastığı vakanın sonrası 3 sene geçer. Kimi insanlar yaralarını sarma derdindeyken kimisi geçmişinden kurtulamaz haldedır. Geçen üç sene çoğu aileyi darmadağın etmiş ve mutluluğu insanlığa unutturmuştur. İki çocuk babası olan polis müdürü Kevin Garvey (Justin Theroux), çoğu insanın eksilmesinden sonra dengelerin bozulmaya başladığı bu dünyada kızı ve oğlu ile birlikte normalliği getirmeye çalışmaktadır. Eşi Laurie (Amy Brenneman) ise kocası ve çocuklarını nedenini şimdilik bilemediğimiz bir sebepten ötürü terk edip kendilerini “günahkarlar” olarak adlandıran esrarengiz bir tarikata katılmıştır. Tarikatta herkes beyaz giyinir, kimse biribiri ile konuşmaz, yemek ihtiyacını gidermekten daha fazla sigara içilir ve insanlar takip edilir. İlerleyen seksiyonlerde tarikatın dizi içerisinde mühim bir yere mevcut olduğunu göreceğimize hiç süphem yok. Oğlu Tom ise ( Chris Zylka) , üniversiteyi yaşadığı bir vaka yüzünden terk edip, karanlık işlerle uğraşan bir topluluğa katılmıştır. Bu toplulukta tespit edilen Wayne adlı gizemli bir adam insanların üstünden “yüklerini” alabilmekla bilinir. Kızı Jill ( Emily Meade ) okul içerisinde uyumsuz, depresif ve hadiselerdan hiç tesirlenmeyen liseli şirret bir kızdır. Garvey için depresif kızı Jill eşliğinde yaşamı rayına koymak ve hadiseleri manalanımsatmak o kadar da basit olmayacaktır. Dizide Liv Tyler , Meg Abbot adında bir kismini canlandırıyor. Nişanlı, içine kapanık, sessiz ve kendince kuralları olan Meg, tarikatın takip ettiği insanlardan bir tanesidir. Christopher Eccleston, eski bir rahip olan ve şimdilerde ufak bir gazetenin editörlüğünü yapan Matt Jamison’a yaşam sağlıyor. Cennete yükselmek için bekleyen bir cemaatin içerisinde kendi gazetesini basan Jamison, bunun yanı sıra cennete alınmaya layık tespit edilenların arkasından bakan ve yetersizlik duygusuyla kafaya çıkmaya çalışan cemaatini de gözlemleme olanağı bulacak.

Dizinin senaristliğini, Lost dizisinde kalemiyle izleyicilere nefessuz zamanlar yaşatmış olan Damon Lindelof yapıyor. Yönetmen koltuğunda ise Peter Berg var. The Leftovers, daha ilk seksiyonümden geri kkısmı süresince yaşanan bu mantıksızlığa bir kulp takmaya çalışan, ömürlerinı bu herhangiliğin karşısında bile bir çizgide yaşam sürdüren insanlığı anlatacağının ilk gözlemlerini sağlıyor. Eğer sizin için çok varoluşçu bir husus ise meraklanmayın, bunun yanı sıra The 4400 vari bir “kaybedilenlar nereye gitti?” hususu da ilerliyor. Ama o tek başına diziyi yalnız “hmm iyiymiş” yapabilecek bir ögeyken, The Leftovers’ın deştikleri ve deşecek gibi gözüktükleri, onu “özel” yapıyor. Game of Thrones’un sezon finalinin sonrası Piyasatesi’lerinizi dolduracak bir dizi arıyorsanız, bence çok öteye bakmayın. HBO’nun açtığı boşluğu, tekrar HBO doldurmuş gibi görünüyor.. Sakin başla sindire sindire keyifle izleyebileceğiniz dizimize bir göz kırpın ve listenize alın.

Bir cevap yazın